1 Temmuz 2008 Salı

selam olsun yeni güne, yeni aya...

"içimdeki hüzün yüzüme oturmasa da,
bu acı beni yerden yere savurmasa da,
gözümden başka bir yerden okunmasa da,
kim demiş mutlu olduğumu..."

merhaba arkadaşlar,
yeni bir aya daha önce hiç yaşanmamış yeni bir güne başladık.
biraz durgun olsamda bugünün özelliği bana biraz tat veriyor diyebilirim.
çünkü bu gün beni dünyaya getiren anacığımın doğum günü:)
anlayacağınız yeni bir yaş daha biniyor anneciğimin omzuna bugün:(
sağlık olsun yeterki ve doğum günü kutlu olsun benim güzel annemin:))
ama ne olursa olsun yeni şeyler yeni heyecanlarıda beraberinde getirir bilirsiniz.
bu sebeple dilerim temmuz ayı ve ardındaki tüm aylar hepimiz için hayırlarla dolar.
gözlerinizden parlaklık, dudaklarınızdan tebessüm, gönüllerinizden uçuşan kuşlar eksik olmasın...
sevgimle kalın, sağlıkla nefes alın!
nurdan özcan / 01.07.2008



Mesele Atatürk mü, yoksa kurduğu devlet biçimi mi? / Mustafa Dolu

Ülkemiz çok ciddi meselelerden geçiyor. Etraf toz duman. İşçi, memur, esnaf, sanayici, ithalatçı, ihracatçı, herkesin problemi var. Milletçe önümüzü göremiyoruz. Kimse geleceğini planlayamıyor. Yatırım mı yapsın, tasarruf mu yapsın, üretime mi yönelsin belli değil.

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, dünyanın en pahalı benzin ve mazotunu kullanan bir ülke iken, dün elektriğe yapılan zammın başlaması ve doğalgaza yapılması düşünülen zam hazırlığı ile de dünyanın en pahalı enerjisini kullanan ülke haline geliyoruz.

Ülke kuşatılmış gibi

Biz ülke olarak bunları çözmek için el ele vermemiz gerekirken, ülkemizde neler oluyor? İktidar partisinin yetkili kişilerinden biri kalkıp, Atatürk'ün başlattığı kurtuluş hareketi ve çağdaşlık projesine karşı,"1920'lerde başlatılan hareket bizde travma yaşattı" diyerek, Atatürkçülüğe ve onun kurduğu rejime karşı geliyor.

Tam bu sıralarda bir televizyona ülkemiz aleyhine faaliyetler göstermiş ve bir başka devlete iltica etmiş olan bayanlar çıkıp, "Humeyni'yi seviyoruz. Atatürk'ü sevmiyoruz. Keşke ülkemiz İngiliz ve Fransızların işgalinde kalsaydı" diyorlar.

Yetmiyor, Dışişleri Bakanımız, "Türkiye'de Müslümanlar baskı altında" diyebiliyor. Ülkemizdeki iktidar ve muhalefet partileri için açılmış olan davalar Anayasa Mahkemesi'nde sürerken, Avrupa Birliği üyesi devletlerin birçoğunun başkan ve başbakanları ile dönem başkanları sürekli beyanat vererek, "AKP kapatılmamalı. Kapatılırsa ilişkilerimizi gözden geçiririz" diyorlar

Geçtiğimiz günlerde ise Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), Belçikalı üye Luc Van den Brande'nin hazırladığı ve AKP kapatılırsa "Türkiye için izleme süreci mekanizmasının ciddi şekilde yeniden gözden geçirilmesi gerekir" denilen rapor 65 "evet", 3 "ret" ve 3 "çekimser" oyla kabul edildi. 318 üyeli AKPM'nin aldığı kararın ciddiyeti bu anlamı ile tartışılır bir karar olarak ülkemizi germeye devam ediyor. Bu karar zamanla bizim TBMM'de alınan gece yarısı kararlarına da benziyor.

Raporu hazırlayan Belçika temsilcisi ülkemize karışmak ve hükmetmektense öncelikle kendilerine dönüp, ülkemizde insanları öldüren bir katilin nasıl serbest bırakıldığının hesabını verse daha iyi olmaz mı? 318 üyeli bir meclisin 65 kişi ile aldığı karar sizce ne kadar ciddidir?

Atatürk için üzülüyorum

Atatürk ve kurduğu devletinin rejimine şiddetli saldırıların olduğu şu günlerde bir ortaokul öğrencisinin Atatürk için yazdığı ve okul gazetesinde yayınlanan yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum.

"Bu ülkede yaşayan her insanın bağımsızlığını ve demokrasisini borçlu olduğu insan: ATATÜRK...

Gençliğinde kot pantolon giyememiş. Sevgilisinin elinden tutup hasılat rekorları kıran bir sinema filmine gidememiş... Padişah ona Trablusgarp Cephesi'nde görev verdiğinde, lüks uçak şirketinin, first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş...

Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej eşliğinde Mercedes'lerle gezememiş Anadolu'yu...

Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs'ta Samsun'a ayak basan ayağında spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş...

Kazandığı her savaştan sonra savaş sahasına fırlayıp moral veren mini etekli ponpon kızlar da yokmuş...

Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir'den denize döktükten sonra timsah yürüyüşü de yapmamışlar...

Ülkesinde yapacağı devrimleri, unutmamak için not alacağı bir cep bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde bulunacakları da cep telefonundan öğrenememiş!

Atatürk için üzülüyorum. Dağ gibi adam, bir radyo programına faks çekemeden,

İsmet Paşa için Safiye Ayla'dan bir istek parçası isteyemeden gitti...

Lozan Zaferi'nden sonra veya Cumhuriyet'in ilanından sonra arabaya atlayıp sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur atamadı. Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı. Atatürk'e acıyorum...

Sen kalk, dört kadınla evlenebileceğin bir dönemde dünyaya gel, sonra değerini bilmeyip tek kadınla evlilik sistemini getir. Aaaah ah...

Çılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip, içip rock yapmak, babasının Mersedes'ini alıp söyle bir Emirgan turu çekmek dururken... Bunları yapmadı Atatürk... Keyif çatmadı...

Tüm hayatını ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı...

İşte onun için büyük adamdı Atatürk, her fırsatı elinde olduğu halde o sadece bu milletin bağımsızlığını istedi. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi serveti yoktu ama, kendisine tahsis edilen tüm mal ve mülkünü de milletine bağışladı.

Bütün lüksü iki kadeh rakı içmekti o kadar...


annelerin tek tanesi benim annem

seni bana sorsalar "kim o?" diye
bu iki çift söze destanlar yazarım seve seve.
önce "canım o benim " derim.
"melek yüzlüm, yeşil gözlüm, yaşama sebebim"
sözlerini ekleyerek devam ederim.
"anneannemle dedemin armağanı,
dünyanın en nadide, en özel insanı.
babamın hayat arkadaşı,
ben ile abimin anası, dünyanın en tatlısı.
ailemizin sultanı belkide içimizde en fedakar olanı,
çevresinin iyi yürekli kadını" da derim.
sonra
"minik kuşum diye çağırdığım,
yemek sofrasında durmadan uğraştığım,
pamuk yanaklarını öpmeden yatmadığım,
benim en kıymetli varlığım" diye seni kelimelere dökerim.
bu az sayıdaki sözcük seni anlatmaya yetmez bilirim
lakin işte dilim döndüğünce annemi böyle ifade ederim.
içinin aydınlığı yüzüne yansımış anacığım,
nice yıllara sevgi yumağım,
doğum günün kutlu olsun!
nefes aldığın sürece sağlıklı, mutlu günler dilerim..

kızın, mercimektanen hatta nunun:)
(nurdan özcan / 01.07.2008)

Hiç yorum yok: