4 Haziran 2008 Çarşamba

İşte dünyayı tersine çeviren 50 gerçek

İşte, dünyayı tersine çeviren 50 gerçek...
1- Bir Japon kadını ortalama 84 yıl, bir Bostwanalı kadın sadece 39 yıl yaşıyor.
2- Dünyadaki obez nüfusun üçte biri, gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor. 3- ABD ve İngiltere, gelişmiş ülkeler arasında en yüksek erken hamilelik oranına sahip. 4- Çin'de 44 milyon kadın kayıp. 5- Brezilya'daki Avon kadınlarının sayısı, asker sayısından fazla. 6- 2002'de idamların yüzde 81'i ABD, Çin ve İran'da gerçekleşti. 7- İngiliz süpermarketleri, müşterileri hakkında hükümetten daha fazla bilgiye sahip. 8- AB'deki her inek için verilen günlük 2.50 dolarlık sübvansiyon, Afrika'nın yüzde 75'inin günlük geçiminden daha fazla. 9- 70'in üzerindeki ülkede aynı cinsten iki kişinin ilişkisi yasak, 9'unda ise cezası ölüm. 10- Dünya nüfusunun beşte biri, günlük 1 doların da altında gelirle yaşıyor. 11- Rusya'da yılda 12 binin üzerinde kadın aile içi şiddet sonucunda hayatını kaybediyor. 12- 1 yılda 13.2 milyon Amerikalı, estetik ameliyat yaptırdı. 13- Kara mayınları nedeniyle saatte bir insan ölüyor ve sakat kalıyor. 14- Hindistan'da 44 milyon çocuk işçi var. 15- Sanayileşmiş ülkelerde insanlar, günde 6-7 kg katkı maddesi yiyor. 16- Dünyanın en çok kazanan sporcusu golfçü Tiger Woods, yılda 78 milyon dolar, yani saniyede

148 dolar kazanıyor. 17- Amerikalı 7 milyon kadın, 1 milyon erkek yeme bozukluğu çekiyor. 18- 15 yaşındaki İngilizlerin yarısı uyuşturucu kullanmış, dörtte biri sigara içiyor. 19- Washington'daki lobi endüstrisinde 67 bin kişi, her seçilmiş kongre için 125 kişi çalışıyor. 20- Motorlu araçlar dakikada 2 insanı öldürüyor. 21- 1977'den bu yana ABD'deki kürtaj kliniklerinde 80 bin şiddet ve taciz vakası yaşandı. 22- McDonald's'ın altın kemerini tanıyanların sayısı, Hıristiyan tacını tanıyanlardan fazla. 23- Kenya'da bir ailenin gelirinin üçte biri rüşvete gidiyor. 24- Dünyadaki yasadışı uyuşturucu pazarı 400 milyar dolar. 25- Amerikalıların üçte biri, uzaylıların geldiğine inanıyor. 26- 150'den fazla ülkede işkence var. 27- Her gün dünya nüfusunun yedide biri, yani 800 milyon insan aç kalıyor. 28- Amerikalı siyah erkeklerin hapse girme ihtimali, yüzde 33. 29- Dünyanın üçte biri savaş halinde. 30- Petrol rezervleri 2040'ta tükenebilir. 31- Sigara içenlerin yüzde 82'si gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor. 32- Dünya nüfusunun yüzde 70'i, bugüne dek hiç çevir sesi duymadı. 33- Silahlı çatışmaların dörtte biri, doğal kaynakları ele geçirmek için yaşanıyor. 34- Afrika'da 30 milyon kişi AIDS. 35- Her yıl 10 dil ölüyor. 36- İntiharla ölenlerin sayısı, çatışmalarda ölenlerden fazla. 37- ABD'de her hafta ortalama 88 öğrenci sınıfa silah getiriyor. 38- Dünyada en az 300 bin düşünce suçlusu var. 39- Her yıl 2 milyon genç kız ve kadın sünnet ediliyor. 40- Silahlı çatışmalarda 300 bin çocuk asker savaşıyor. 41- İngiltere'de 2001 seçimlerinde 26 milyon kişi, Pop Idol'un ilk sezonunda 32 milyon kişi oy

kullandı. 42- ABD, pornografiye yılda 10 milyar dolar harcıyor. 43- ABD, "haydut devlet" diye ilan ettiği 7 ülkeden 33 kat daha fazla askeri harcama yapıyor. 44- Dünyada 27 milyon köle var. 45- Amerikalılar çöpe saatte 2.5 milyon plastik şişe atıyor, yani her üç haftada bir Ay'a ulaşmaya yetecek uzunlukta şişe birikiyor. 46- Sıradan bir İngiliz, günde yaklaşık 300 defa kameraya yakalanıyor. 47- Her yıl 120 bin kadın veya genç kız, Batı Avrupa'ya satılıyor. 48- Yeni Zelanda'dan İngiltere'ye uçakla getirilen bir tane kivi, atmosfere kendi ağırlığının 5 katı

sera gazı salıyor. 49- ABD'nin, BM'ye 1 milyar dolardan fazla borcu var. 50- Yoksul aile çocuklarının psikolojik sorun yaşama ihtimali, zengin aile çocuklarına göre 3 kat

daha fazla.

Ankara'da 3K krizi-Can Dündar

Ankara'da 3K krizi: Kızılırmak, kene, kerhane

Can DündarAda 2-6-08



Bugün "Başköy"ümüzden haberler vereceğim size... "Telekulak skandalı"nın gürültüsünden ve İstanbul'u ilgilendirmediğinden konu fazla medyaya yansımıyor ama dünyanın başka bir başkentinde olsa yeri yerinden oynatacak hadiseler yaşanıyor Ankara'da...
* * *
Bunlardan ilki, Başköylülerin kobay olarak kullanılması...
Muhtar, susuzluğa çare olarak Kızılırmak suyunu köye taşımaya karar vermişti. Ancak DSİ raporlarına göre bu suda "zararlı olabilecek seviyede ağır metal kirliliği var"dı.
Muhtar "Suyu getiriyorum" dese herkes ayağa kalkacak, sudan kuşkulanacak, çoluk çocuğunu korumaya alacaktı.
O da düşündü; "Suyu getireyim, ama ahaliye haber vermeyeyim" dedi.
Öyle de yaptı.
Suyu verdi çeşmeden; pusuya yatıp "İshal vakaları patladı" haberlerini bekledi. Hastanelere sordu; emin oldu.
Sonra basın toplantısı yapıp suyu afiyetle içerken dedi ki:
"Değerli Ankaralılar, ben o korktuğunuz suyu 3 hafta önce getirdim. 3 hafta boyunca size çaktırmadan içirdim. Söylesem bu sivil toplum kuruluşları, odalar filan başıma ekşiyecekti. Özür dilerim."
Tarihe geçecek bir denemeydi.
Atom bombasından bu yana, hiçbir Allah'ın kulu, icadını bütün bir kent halkı üzerinde test etme cüretinde bulunmamıştı.
Hiroşimalılardan farklı olarak Ankaralılar muhtara rağmen hayattalar...

Kene de denedi
Tabii şimdilik...
Çünkü suya dayandılarsa da keneden kaçamayabilirler.
Geçen hafta Esenboğa Havaalanı'nın VIP salonunda, yani Türkiye'nin en mühim şahsiyetlerinin ağırlandığı yerde bir gazeteciyi kene ısırdı.
Kene, "Isırıp denedim; bakalım başınıza bir iş gelecek mi?" gibi bir açıklama yapmadı, ama Doğa ve Çevre Derneği, "Biz demedik mi!" diye ayağa kalktı. 8 ay önce Sabah Ankara'ya demişlerdi ki:
"Kuşların barındığı kavakları polen bahanesiyle kestik. Polatlı'da 13 sazlığı kuruttuk. Yanlış ilaçlamayla kuşları zehirledik. Aşırı avcılıkla kuş sayısını azalttık. Zararlı böcekleri yiyen kuşlar gidince kene vakaları artar."
Söyledikleri çıkınca Dernek Başkanı Nevzat Ceylan, "Asıl felaket bu yaz geliyor" dedi:
"Bu yaz sinekler ve fareler büyük oranda artacak. Keneye bağlı toplu ölümler yaşanabilir."

Kerhane referandumu
Belalar birbirini kovalarken Başköy'ü asıl sarsan gelişmeyi de duyurayım:
Muhtar, tarihi genelevin yıkılacağını açıkladı. Hem de pazartesi günü...
Peki nereye taşınacak?
Nerenin adını verirse oranın ayağa kalkacağını bildiğinden o konuya girmedi; "Valilik karar verecek" dedi.
Vali de Ankara Hürriyet'e:
"Yeni yer belirlenmeden yıkım yapılamaz" dedi.
Muhtar, genelevin taşınacağı yerde halk oylaması yapılmasını istiyor.
Saptanan yerde yapılacak "Kerhane oylaması"nda "Hayır" çıkarsa ve mevcut genelev de yıkılıp müşteriler sokaklara taşarsa siz asıl o zaman görün Başköy'ün başına geleceği...
* * *
Ankaralılar hayatlarıyla oynayanlar hakkında toplu dava açmayacaklarsa bari istikballeri için neler planlandığını öğrenmek için köy muhtarlığına bir "ortam dinleme" cihazı yerleştirsinler.
Yakalanırlarsa özür dilerler; olur biter.

Gökçek'i yakacak rapor!

Gökçek'i yakacak rapor! 04 Haziran 2008 Çarşamba 11:26 Gökçek göğsünü gere gere gizlice Kızılırmak suyu içirdiğini söyledi. Ama öyle bir rapor geldi ki Gökçek'in ne diyeceği merakla bekleniyor. Melih Gökçek geçen hafta 15 gün boyunca "gizlice" Ankaralılar'a Kızılırmak suyu içirdiğini itiraf etti. Ardından "bakın, ishal vakaları artmadı" diyerek yaptığının ne kadar iyi olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Ama Tıp Kurumu'ndan gelen raporlar Gökçek'i yalanlıyor. Kızılırmak suyunda arsenik çıktı! Cumhuriyet Gazetesi'nin haberine göre, Tıp Kurumu bir araştırma yaptı. "Kızılırmak Suyu Raporu" ile Ankara'ya verilen Kızılırmak suyundaki arsenik miktarının, kanser riski taşıdığı, Tıp Kurumu'nun raporuyla da ortaya çıktı. Araştırmanın sonucuna göre Kızılırmak suyu ishal yapmıyor ama kanser yapıyor. Üstelik numunelerde arsenik miktarı düşük gösterilmiş. Ankaralılar'ı gelecekte "mesane, akciğer, cilt, böbrek ve karaciğer kanseri" bekliyor. Üstelik suda arsenik kadar tehlikeli olan kadmidyum hiç ölçülmemiş... Tıp Kurumu Başkanı Mehmet Altınok ile Tıp Kurumu Genel Sekreteri Ali Rıza Üçer'in imzasını taşıyan raporda, şu dikkat çekici tespitlere yer verildi:

İSHAL YAPMIYOR, KANSER YAPIYOR

• Su kalitesi ne kadar kötü olursa olsun, klorlama gibi basit dezenfeksiyon işlemleriyle sudaki patojen organizmalar yok edilebilir ve bu suyu kullananlarda ishal vakaları görülmez.

Ama kullananlarda ishal görülmemesi, içme suyunun sağlık yönünden sorunsuz olduğunu göstermez. İçme suyu kalitesinde insan sağlığı için esas önemli olan, basit arıtma işlemleri ile kolaylıkla bertaraf edilemeyen toksik etkili kimyasal kirliliklerdir. Bu kimyasal kirliliklerin etkisi, 15-20 yıl sonra, başta kanser olmak üzere çeşitli kronik hastalıkların artmasıyla ortaya çıkar.

ARSENİK MİKTARI DÜŞÜK GÖSTERİLMİŞ

• Kızılırmak suyunun Ankara'ya verilmesinden 6 gün sonra, 13 Mayıs 2008 tarihli ASKİ raporunda, ham ve arıtılmış su numunesindeki değerlere yer veriliyor.

Buna göre, arıtılmamış su örneğindeki arsenik miktarı 12.1 mikrogram/litre. İvedik'te arıtıldıktan sonra ise arsenik değeri 1 mikrogramın altında gösteriliyor.

Geleneksel arıtma yöntemleriyle, arsenik miktarının bu kadar düşük düzeylere nasıl çekildiğinin açıklanması gerekiyor. Bilimsel literatür ışığında, ASKİ'nin geleneksel arıtmasının ham sudaki arsenik düzeyini 1 mikrogram/litreye indirmesi mümkün değil.

ANKARALILAR BÜYÜK TEHDİT ALTINDA • Arsenik, Dünya Sağlık Örgütü tarafından içme sularındaki en tehlikeli kimyasal kirlilik olarak kabul ediliyor. İçme suyunda yüksek oranlarda arsenik bulunması; "mesane, akciğer, cilt, böbrek ve karaciğer kanseri"ne yol açabiliyor.

Ayrıca sinir sisteminde, kalpte hasara neden olabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü, TSE ve Sağlık Bakanlığı İnsani Tüketim Amaçlı Sular Yönetmeliği'ne göre, 1 litre içme suyunda izin verilen en fazla arsenik değeri 10 mikrogram.

Ancak içme suyunda 0.5 oranında arsenik bulunması bile her 100 bin nüfus için 10 binde bir, 1 mikrogram arsenik bulunması ise 5 binde bir kanser yapma riski taşıyor.

Ankara içme sularında litrede 10 mikrogram arsenik olduğu takdirde, Ankara'nın nüfusunun 4 milyon 140 bin olduğundan hareketle, yaşamları boyunca Ankaralılardan yaklaşık 250 kadın ve 490 erkekte mesane kanseri; 380 kadında ve 300 erkekte de akciğer kanseri gelişecek. Bu içme suyundaki arseniğe bağlı olarak, 1420 yeni mesane ve akciğer kanseri vakası anlamına gelecek.

KADMİDYUM HİÇ ÖLÇÜLMEMİŞ

• Kadmiyum, arsenikle birlikte, sudaki en zehirli kimyasal olarak kabul ediliyor. Ancak ASKİ Kızılırmak Suyu Analizi'nde, kadmiyum ölçümüne ait değerler yok. Kızılırmak'ın kadmiyum açısından da kirli olduğu daha önce raporlandığına göre, bu analizin artık yayımlanmaması şüphe çekiyor.

TARIMSAL İLAÇ ANALİZİ YOK • Kızılırmak Nehri, 1150 kilometrelik güzergâhı boyunca tarımsal ilaçlarla da etkileşim içinde oluyor. Tarımsal ilaç kökenli toksinlere ait analiz neden yapılmıyor?

• Kızılırmak güzergâhında, Kayseri dışındaki illerde atık su arıtma tesisleri yok. Kanalizasyon suları da Kızılırmak'a karışıyor.

GÖKÇEK YANLIŞ BİLGİLENDİRİYOR

İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şube Başkanı Nevzat Ersan ise "Şu an itibarıyla kente verilen Kızılırmak suyu, normal karışımın 5 kat altında olduğundan, yapılan testlerde su değeri sağlık sınırları içinde görünmektedir. Oysaki Kızılırmak projesi ile kente verilmesi planlanan su miktarı 750 bin metreküptür. Ancak Gökçek, 21 gündür Ankara'ya Kızılırmak suyundan en fazla 150 bin metreküp su vermektedir. Geri kalanı ise Çamlıdere ve Kurtboğazı barajlarından karşılanıyor. Gökçek, 'Kızılırmak suyu şehre veriliyor ve hiçbir hastalık görülmüyor' diyerek halkı yanlış bilgilendiriyor. Karışım miktarının azlığı, yapılan testlerde su değerini sağlık sınırları içinde gösteriyor'' dedi. Ersan, diğer barajların seviyeleri düşeceğinden ilerleyen günlerde Kızılırmak suyunun 5 kat daha fazla verileceğine işaret etti. http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=143774

bana özel...

Sevgili ben;Kaç mevsimlik suskunluğu vardı arzuların, saymadım. Yıldızlı gecelerde bile
yönümü bulamazdım,
çünkü; her yanım dört duvar yalnızlık.Oysa; sevmeye açtım, sevilmek kadar sevişmeye de.
Akşamları kısık sokak lambalarının ışığı öperdi bedenimi.
Kuytularda kendi dokunuşlarıma ses olurdu o saçma sapan şiirlerim,
an gelir öfkem olurdu,
yeri gelir en büyük çığlığım...
her defasında bir kadehle başlardı boşalmaya gözlerimden acizliğim
ve titrek dudaklarımdan keskin bir şarkı düşerdi...
her şey susardı sanki, her şey donardı.Renkler silinirdi, bilinirdi sebebi...
Siyah beyaz resimler, keşkeli cümlelerle süslenirdi.
Ne kadar saklasam da, ele verirdi kırılganlıklarım saçlarımda kendini.Uykusuz saatler bir çizik daha atardı yüzüme, bilirdim ama yapacak bir şey
yok.Erguvanlara bulansa da, anıların hep üşüten bir yanı vardı ve mavilerin buz
kesikleri. Ne bedenim, ne
ellerim...yüreğim titrerdi...
yüreğim tir tir.Herkese bir aşk düşer mi? cevabını kim bilirdi?
Tek korkum y a l n ı z l ı k...Kalabalıkların uğultusunda bir cümle yakalamaya çalışıyorum.
Sıcak, sadece bana özel Ya da tensel açlıktan uzak bir el uzansın elime
yeter, bir "merhaba" için.
Gidişlere alışkın gönlüm nasılsa ama gelişler önemliymiş asıl, biliyorum.Turuncuların içinden kırmızıları çektim, mevsim sapsarı...
Tarihler değişse de takvimler hep yedi güne gebe.
Temmuz nisan çamurlarına bulanık ama o halinden memnun.
Batak gülleri süslerken yaz düşleri, lacivertler hep kıskançsa, kime n e!Aşk; kaç yıldır suskunluğumsun,
bir ben biliyorum bunu.Sesimden düşen kahkalarıma kanmışlarsa
benim suçum değil bakıp da görmeyişleri.
Aşk; her halimi saklayan siyah bir elbisesin üzerimde...renklerime sırdaş.Oysa ne kadar da net ortada duruşum, ne kadar da kollarım savruk
hangi yana çekseler giderim zannedenler, ne kadar da haksız.Kilitleri vurmuşum bir kez,
ne öncesi ne sonrası; hep o andayım...sana tutsağım a ş k, sana niyetli...
ama sen y o k s u n.Aşk;
Tütsülü gecelerin kokusunda terli şiirsin sabaha.
Rengin kırmızı...
utanmak mı gerekir koynunda uyurken
Ya da vaftiz mi gerekir su akışında sevişleri.Dar sokaklarda düşer yasaklı adın
Ya ihanettir gölgen,
Ya da gölgende ihanetler.
Her türlü yapış yapışsın.
Ama her türlü kapış kapış.Sağ koluma takmışım denizi sınırlar çiziyorum.
Ağırlaşıyor ihanet kokuları şehrin, git gide yamacıma geliyor ayrılık...
Ötesinde zamana vuran metal kurşunlarda yalnızlığım.
Bir ben yakınım kendime, sonra...
Yine ben,
...yine ben.En çok da kendimle konuşmalarımı sever oldum ayrılıklar üstüne.
Bu sabah yabancı olsam aynaya, hiçbir kıyafet olmasa üzerime, adımı unutmuş
olsa çevremdekiler ve
ben hatırlamasam düne aitleri.Çocukluk kumbaramda biriktirdiğim dünlerle,
günleri harcıyorum, elim açık.
Avucumda o kadar çok bozuk günler var ki
Var mı aranızda bütünleyecek yıllarımı?
Üstü sizde kalsın, nasılsa aşk herkese lazımYalnızlıktan başka kuruşum yok...
Aşk; seninle dolu nice yıllarım olsun.Sevgiler
Sen.Arzu Altınçiçek

Kocanız fazla bilgili olursa...

Karıkoca birlikte tatile çıkarlar. Gittikleri yerde kamp
Kurarlar.
Tatillerinin ikinci gününün akşamı güzel bir yemek yiyip uykuya
Dalarlar.
Birkac saat sonra kadın uyanır ve kocasınıda uyandırır. Adam
Uyku sersemidir;
güzel bir rüyadan uyandırıldığı için de biraz kızgındır:


'Ne oldu?Ne istiyorsun?' diye sorar.
Yukarıya bak ve bana NE gördüğünü söyle.' Adam gökyüzüne bakar
Ve cevap verir:
-'Bunun için mi uyandırdın beni?.Baktım işte. Bir sürü yıldız
görüyorum,ışıl ışıl parlayan milyonlarca yıldız.
Karısı tekrar sorar. Peki, bu sana neyi gösteriyor?
Artık iyice uykusu kaçan Adam biraz düşünür ve cevap verir:
'Teolojik olarak Allahin kudretini ve kendi acizliğimizi
görüyorum.
Felsefi olarak, evrenin sonsuzlugunu ve onun karşısındaki
önemsizliğimizi görüyorum.
Astronomik olarak galaksilerin, yıldızların, gezegenlerin
varlığını görüyorum.
Yıldızların konumuna bakarak saatin 3 olduğunu görüyorum.
Meteorolojik olarakda bugün havanın çok güzel olacağını
görüyorum.


Adam Niye sordun bunu bana?
Sana neyi gosteriyor der?
Karısı 'Necati, çadırımızı çalmışlar!!!