10 Eylül 2008 Çarşamba

Yurdum İnsanı

Bir alkış da Sema ismindeki sevgilisine doğum gününde ''Semaver''
hediye eden arkadaşıma gelsin lütfen. . . .

Emniyet kemeri
Nişantaşı-Kadıköy dolmuşu için bekliyoruz. Bir taksi geliyor dolmuş
yerine. Ön koltuğa oturan kadın her normal insan gibi emniyet kemerini
takıyor. Ancak şoför amcamız emniyet kemerinin iyice ortaya çıkardığı
dekolteye bakmaktan yola bakamadığı için bir müddet düşünüyor ve içini
çekerek kadına sesleniyor. 'Abla, çıkar emniyet kemerini, böylesi daha
emniyetli hepimiz için.'

Aman da aman!
Ateşli bir gecenin sonunda omuzunda yatarken soruyorum 'Beni seviyor
musun?' diye. Magmalara gelesice kocamdan cevap geliyor. 'Sevdik ya!'

Bu nasıl küslük?
Tartışmıştık. Kendi kendime; 'Asla barışmayacağım!' demiştim. Ben, tam
kapıdan girerken, o çıkmaya çalışıyordu ki çarpıştık. 'Çekilsene
önümden be!' dedim. 'Sen çekil!' dedi. 'Hayret bir şey! Nerede durmamı
isterdiniz beyefendi?!' dedim. 'Ben konuşurken ardımda, üzgünken
önümde, ağlarken yanımda, neşeliyken gözlerimde durmanı isterdim
sakıncası yoksa hanımefendi?! ' dedi. 'Ta ta tabii…' diyebildim
sadece. Kadın değil miyiz? İki tatlı lafa, yelkenler fora

Pozisyon
Aile eşrafının bahçede oturup sohbet ettiği esnada, başını yere
koymuş, poposunu havaya kaldırmış köpeğimizi görünce 'Aa bak, senin en
sevdiğin pozisyon!' dedin ya; artık bilmiyorum, nasıl bakacağız onca
insanın yüzüne!
Haram olsun
Ülkemizde kişi başı milli gelir 10.000$'a yaklaşmış. Benim cebimde 10
YTL var. Kim hakkımı yiyorsa haram olsun!

Nezaketen
Eski erkek arkadaşımla kahvaltı ediyoruz. Onda kalan ve hatıra olarak
sakladığı küpeleri isteyip istemediğimi soruyor, 'Gerek yok.' diyorum.
Bunun üstüne bana dönüp bilmiş bilmiş 'Vermeyecektim de nezaketen
sordum.' diyor.
Aradan 10 dakika geçiyor, bu sefer ben ona sokuluyorum ve gözlerinin
içine bakarak en seksi sesimle 'Beni ister miydin?' diyorum. Gözleri
parlıyor ve, 'Tabii ki, evet.' diyor. Bunun üstüne ben önüme dönüyorum
ve 'Vermeyecektim de nezaketen sordum.' diyorum. İntikam biz kadınları
gerçekten güzelleştiriyor.


Bireysellik
Anneme, 'Hayatıma giren erkekler neden bu kadar çabuk çıkıyor? Bendeki
şanssızlık genetik mi?' diye sordum.
'O senin bireysel salaklığın, bizi bulaştırma!' dedi. Hemen sustum.

Kanser çeşitleri
Bir alkış da metroda, elektrik paneline oturmakta ısrar eden gençlere
''Bak karışmam g.t kanseri olabilirsiniz haa...'' diye gayet bilimsel
bir ikna yöntemi sergileyen görevliye gelsin. Zira biz de gülmekten
çene kanseri olduk

Kapak
Gece yatakta harlı bir tartışmanın sonucunda ''Bu da sana kapak
olsun!'' diyerek yastığımı kaptığım gibi salona doğru ilerliyordum ki,
kozalağımın yorumu gecikmedi. ''Peki canım, kaç kapak biriktirmem
gerekiyor verebilmen için?'' Neyi ulan neyi

Evlilik
Evlenmememle ilgili annemden gelen son yorum: 'Bu da akraba
evliliğinin bir sonucu sanırım; gizli salaklık!'

Babacan Polis
Farkında olmadan polis arabasının önüne oturan genç arkadaşı, camı
açıp 'Yavrum orası rahat değildir, gel içeri, arka koltukta otur!'
diye uyaran polis amcayı alkışlamamak haksızlık olur

Anneler hep bilirler
Annem hep; 'Atlet giy, ileride pişman olursun.' derdi. Akciğer
röntgeni çektirmeye gittiğimde; 'Sutyenini çıkar, atlet kalsın.'
denildiğinde o pişmanlığı gerçekten yaşadım.

Pratik
'Canım sıkılıyor, değişik bir şeyler yapalım.' dedim, 'Çocuk yapalım.'
dedi. 'Daha erken.' dedim, 'Olsun pratik yapalım, nasıl yapıldığını
unutmayalım.' dedi... Anlıyorum canım, sen de haklısın!

Yüzyılın özlü sözü

 

Kore'de Mehmetcik Ve Coni

Uzerinden 43 sene gecmesine ragmen Kore Savaslari (1950/1953) hakkinda pek eser ortaya konamamistir. Ortaya konulanlar da daha cok askeri tarih ve hatirat seklindedir. Oysa Kore’de uc kultur yan yana savasmis, boylece en dogru bicimde “kiyas” yapma imkâni dogmustur. Bati, dogu ve uzakdogu kulturleri yani Hiristiyan, Musluman ve Budist askerler ayni safta savasmistir. Ayni safta yer almak dostluk ve fedakârlik manasina gelirse de Amerikali askerlerin Turklere karsi bu sekilde davranmadigi gayet iyi bilinmektedir. 1950 sonundan 1954’e kadar bir Cin esir kampinda birlikte kalan Turk Mehmedcik ile Amerikali Coni’yi kiyaslayacagiz. Mukayesenin enteresan yonu, her iki tarafi da Amerikalilarin dusuncesi ile gorecegimizdir.


1964 senesinde bir Turk askeri heyeti Amerika’ya gider. Orada aksam yemegine misafir olduklari bir Amerikan yuzbasisi, kutuphanesinden “Mc. Call” isimli bir dergi cikarir. 1958 senesine ait bu dergide Kore Savaslari’na ait genis bilgiler mevcuttur. Bir psikoloji dergisi olan “Mc. Call”, yukarida sozunu ettigim esir kampindaki Mehmedcik ve Coni’yi kiyaslamis ve “Anadolu bozkirinin ortasinda dogan, binbir mahrumiyet icerisinde buyuyen Mehmedcigin, her turlu imkâna sahip Coni’den hangi sebeplerden dolayi ustun oldugunu” cevaplandirmaya calismis.


Mc. Call dergisinde anlatilan ve hicbir Turk’un hayatini kaybetmedigi Cin esir kampini bir Turk subayinin ifadeleriyle sunuyoruz:


Bu akinda Kizillar buyuk capta esir almislardir. Kista kiyamette cesitli milletlerin askerlerinden olusan bu buyuk esir kafilesine, Kizil Cin ulkesine dogru bir “olum yuruyusu” baslatilir. Hava cok soguk ve karlidir. Kafilede pek cok hasta ve yarali vardir. Yuruyemeyen esir, yolun bir kenarina cekilir. Kizil Cinli muhafiz gelir, takati olmadigindan yuruyemeyen bu insana once tufek dipcigi ile vurur. Yarali ve hasta bu zorlama ile ayaga kalkip kafileye katilirsa ne ala. Aksi halde hemen kafasina bir kursun sikilir ve bu zavalli asker orada temelli kalir. Bu sahne her milletten yurume gucu olmayan esir icin yol boyunca aynen tekrarlanir. Fakat, Turk esirlere gelince is tamamen degisir. Bizden de gucu kesilen, yuruyemeyen ve yolun kenarina cekilen olur. Cinli muhafizdan evvel, hemen bizden iki uc kisi kosar arkadaslarini kaldirip sirtlarina alirlar. Hâlbuki onlar da yorgun ve hastadir.


Kampta Cinlilerin ilk yaptigi is sudur:


Birlesmis Milletler’in ve kendi ulkelerinin esirlere verdikleri tum uniformalar cikartilir. Yerine uzerinde herhangi bir rutbe alameti bulunmayan duz ve tek tip elbiseler giydirir.


Boylece ilk anda bekledikleri gerceklesir. Birlesmis Milletler Ordusunu olusturan cesitli ulkelerin askerlerinde, rutbesiz olmanin getirdigi disiplinsizlik baslar. Rutbe otoritesi yerine pazu kuvveti baslar. Yalniz... Bu esir askerler arasinda bir grup vardir ki derhal Kizillarin dikkatini ceker. Bizimkiler... Uniformalari yoktur. Rutbe isaretleri bulunmamaktadir. Ama yuzbasi yine yuzbasidir, bascavus yine bascavustur ve er yine erdir. Aynen eskisi gibi disiplinli bir hayat vardir.


Cinliler 100 esir bulunan her bolume 15-20 kisiye yetecek yemek birakirlar. Tevzi edilmez, ortaya birakilir. Kol kuvveti olan aslan payini alir. Bizimkiler ise yemekhane nobetcisi bulundurur, yemek 100 esit parcaya bolunur. Her 100 kisiden bir gunde bir kisinin doktora gorunmesine musaade edilir. Ingiliz ve Amerikali askerlerin guclu olanlari bu hakki kullanirken, Turkler, en agir hastalari doktora goturmuslerdir.


Cinliler, meshur beyin yikama faaliyetine baslarlar. Bunu uc asamada gerceklestirirler; sert davranis, ac ve susuz birakma, ikram ve iyi muamele ve son olarak da komunizmin anlatildigi propaganda calismasi. Bu faaliyetler sonunda bircok Ingiliz ve Amerikali esirin beyni yikanip esaretten sonra ulkelerine donmeyi reddedecek duruma getirildikleri halde, bir tek Turk askerinde bu durum gorulmemistir.


AMERIKAN MC. CALL DERGISI SORUYOR


Yukaridaki bilgileri Mc. Call Dergisi, kahramanlari tarihleriyle ayrintili bir sekilde anlatir. Sonunda da Amerikali ebeveynlere, pedagog, psikolog ve sosyologlara sorar:


“Anadolu bozkirinin ortasinda dogan, binbir mahrumiyet icerisinde yetisen Turk cocuklari, bizim her turlu imkânlari, konforu vererek yetistirdigimiz cocuklarimizla ayni sartlar altinda, ayni imtihani gecirdiler. Onlar muvaffak oldular. Bizimkiler birbirlerine ellerini uzatmadilar. Birbirlerini korumasini bilmediler. Yalniz kendileri icin, bencilce yasamanin orneklerini verdiler. Bu yuzden maddi kayiplari oldu. Kizillardan daha sonraki donemde de iyi muamele gorunce, gevsediler ve cozulduler. Onlarin rejimlerini begendiler. Ailelerini, vatanlarini unutup, oralarda kaldilar. Nedir bu Turk’un cozulmeyen kuvveti, gucunun sebebi? Nedir bu bizim cemiyetimizin zayifliginin, curuklugunun sebebi?”


SEBEP


Turk ve Amerikali askerlerin Cin esir kampinda gosterdigi farkli davranisin sebebini o gunleri yasayan bir Amerikali cavustan ogrendim: “Hasta ve yaralilar ilk agiz da olduler. Onlari hicbir inanci olmayanlar takip etti, keza ne gariptir ki gencler daha cabuk yok oldular.


Hicbir zaman yurda donme umidini ve Allah’a bagliligini kaybetmemis olan cavus Schlichter olenlerin ekserisinin pisipisine oldugune inaniyordu.


Hicbir seye fazlasiyla inanmadan buyumus insanlar vardir. Bunlar, kiliseden, okuldan veya ebeveynlerinden bir inanc kazanmamislardir. Manevi gucleri yoktur. Dusman silahla yurda donus yolunu kesip, yasama imkânlarini ortadan kaldirinca bunlar sikinti ve korkuyla karsi karsiya gelince kendilerine ceki duzen veremezler ve artik yasamak istemezler. Kendilerine ceki duzen verebilenler, yasamak azmini yitirmeyenler kurtulabildiler. Insanlarin yasamasi bazi inanclara baglidir. Bir kismi da sadece Cinlilerden nefret ettikleri icin yasamaga calistilar.”


Elde edilen sonuclar arasinda su konu gercekten buyuk onem tasimaktadir: Amerikan esirlerinin % 50’si oldugu, Ingiliz esirleri arasinda olum miktari, bir zaman sonra Ingiliz hukumeti tarafindan ciddi olarak ele alinmayi gerektirecek kadar fazla oldugu halde, pek az sayida Guney Koreli yok olmustu. Turk esirlerinden ise hemen hemen hic olen yoktu.


Disiplin, davranis ve teskilatlanma noksanligi bircok Amerikalinin olumune yol acmisti. Bu maddi ve manevi soktan kurtulabilmek icin buyuk bir manevi guce sahip olmak, kendine guvendigi kadar arkadaslarina da guvenebilmek, bir onder etrafinda kenetlenebilmek gerekti. Kaya gibi duran Ingiliz cavuslar cok iyi mukavemet ettiler. Buna karsi, birlik ve beraberlik inanclari daha zayif olan, genellikle fabrika sehirlerinden toplanmis diger askerler daha az dayandilar.


Fakat en iyi dayanan Turklerdi


Turkler, ayni genel kulture, ayni bilgilere sahip tam anlamiyla bagdasik bir gruptu. Emir komuta zinciri hicbir zaman bozulmadi. Dusmana karsi daima ayni safta kaldilar ve bu nedenle de kurtulmayi basardilar.


Turkler, esir kampinda donunu cikarmadan banyo yapiyor, yaninda zuhrevi hastaliktan bahsedildigi zaman utanctan yuzu kipkirmizi oluyordu.


Komunist muhafizlarla arasi iyi olan bir onbasiyi kendilerine kidemli secen Amerikalilar gibi secim yapmamislardi. Turkler arasinda kideme hurmet devam etmekteydi. Her sabah kidemli olan vazife taksimi yapiyordu. Suyu kimin getirecegi, odunu kimin kiracagi, hastalara kimlerin bakacagi hicbir zaman problem olmuyordu. Hâlbuki Amerikali doktorlar, astsubaylar ve papazlar hastalari yedireceklere, kendine hâkim olamayanlari yikayacaklara veya cali cirpi getireceklere cok defa yalvariyorlardi, cogunlukla da; “Sizin benden ne farkiniz var, kendin yapsana” cevabini aliyorlardi.


Muhafizlar, Turkler’in en kidemlisini, verilen emirleri yapmadigi icin cezalandirmakla bir sey kazanmiyorlardi. Zira kidemde ikinci olan, ucuncu olan ve hatta yuzuncu olan idareyi ele aliyor ve fakat tutumda hicbir degisiklik olmuyordu.


“Cinliler Turkler’in de isbirligi yapmasini istedi. Fakat Turkler isbirliginde bulunmadilar. Cunku her Turkun inanci kuvvetliydi”.


Sorgusu sirasinda birlik ve beraberliklerinin sebebini soran Cinliler’e bir Turk yuzbasisi su cevabi vermisti:


“Bu davranislarin koku, Turk askerinin kisladan aldigi askeri terbiyeden evvel, evinde aldigi manevi Turk aile terbiyesine dayanir. Biz disiplini anamizdan ogreniriz. Aile icerisinde uygulariz. Koylerimizdeki kahvelerde, camilerimizde bile davranislarimizin ozel bir disiplini vardir.”


Evet Cin esir kampinda Mehmedcik ile Coni arasindaki farklar ve sebepleri bunlar. Fakliligin sebebi acikca gorulmuyor mu?

29 Ağustos 2008 Cuma

Rakı Masası Adabı

Rakı Masası Adabı





'Rakıyı güneş battıktan sonra, yavaş yavaş ve muhabbet eşliğinde içmeli.
Rakıdan küçük küçük yudumlar alınır.
Bülent Ersoy öyle içiyor diye bir dikişte bir duble rakıyı içmek makbul değildir
Buz gibi şişeden bardağa çevire çevire dökülür ve o nefis kokunun daha fazla yayılması sağlanır.
Bardağa konulan rakının yarısı kadar su konması makbuldür.
İlk yudumu aldıktan sonra ağızda bekletip, dişlerin arasından derin bir nefes alınır ki akciğerler de nasibini alsın.

Masada yaşça en büyük kişi rakı kadehini tokuşturmak için kaldırmadan rakı kadehleri masadan kalkmaz.
Rakı sofrasında planlı, programlı ciddi işler konuşulmaz.
Geyik muhabbeti yapılır, memleket kurtarılır, anılar tazelenir, dedikodu yapılır.
Sigara küllüğüne zeytin çekirdeği, sıkılmış limon kabuğu konmaz.
İçilen kahve fincanında, tabağında sigara söndürülmez.
Rakı kadehine önce rakı, sonra su, daha sonra da
(konmasa daha iyi olur ama) buz konur.
Bu sırayı bozarsanız, anason kadehin üzerine çıkar, rakının hem tadı hem keyfi kaçar...
Rakıya buz koymak neden yanlıştır;
Buz rakının içindeki suyla alkolü aynı oranda etkilemediği için daha seyrek olan alkol üste çıkar.
İdeal karışım bozulmuş olur.
En uygunu rakıya soğuk su koymaktır.

İçmeye başlamadan önce aperatif bir şeyler yenmelidir.
Favori zeytinyağlılardır.
Zeytinyağı, mide dolmaya başladıkça üste çıkarak, alkolün genzinize doğru gelmesini engeller.
Rakı sofrasında kadeh yalnızca bir defa tokuşturulur.
Hadi bakalım hoş geldiniz vs. falan diye.

Bundan sonra kadeh tokuşturulmaz sadece kaldırılır.
Masaya yeni birisi eklendiğinde ise tekrar kadeh tokuşturulabilir.
Rakı şalgam suyuyla içilmez!
Mezesiz de rakı içilmez.
Ben akşamcıyım, öyle bir kadehlik keyfim var diyorsanız gidin bira filan için.
Şişe numarasının önemi yoktur.
Zira ilk damıtılan rakı, 01 numaraya denk gelmez.

Rakı masasına avuç içiyle ya da yumrukla vurulmaz.
Bağıra çağıra, böğüre öğüre konuşulmaz...
Sakin olmak, efendi takılmak gerekir...

Önce kendine gel, sonra meyhaneye,
Kalender ol da gir kalenderhaneye,
Bu yol kendini yenmişlerin yoludur,
Çiğsen başka bir yere git eğlenmeye...

Rakı bardağı boş beklemez...
Evet masadan kalkarken bile dibinde biraz bırakılır.
Usul, adap bilen en genç kişinin saki(*farsça; kadeh sunan) olması adettendir,
büyüklere (ki büyüklük kavramı orada anlam bulur) sakilik yaptırılmaz...
Ev sahibi olsa bile.

Şişede kalan son rakı damlasına kadar eşit paylaştırılır,
daha da içmek isteniyorsa bu paylaştırma ritüeline girilmeden yenisi sipariş edilir.

Rakı sizi ne zaman sarhoş edeceğini zamanında söyleyen bir içkidir,
bunu fark ettiğiniz zaman yanınızdakilere söylemeli, ya da izin isteyip kalkıp gitmelisiniz,
ama eğer sizin kalkmanız masayı dağıtacaksa ölseniz bile orayı terk etmeyin.
Çünkü rakı masasından tuvalete gitmek için bile zar zor kalkılır, hoş karşılanmaz...

Rakı masasında bira, şarap gibi başka alkollü içecekler (masada kibar hanımefendiler olsa dahi) olmaz.
Her nevi ızgara balık (lüfer, çupra, levrek, istrongilos) uğurlu yemeği,
hususi nihavent ve rast makamından sanat musikisi eserleri uğurlu nağmesi,
akordeon, keman ve ud uğurlu çalgısı olan rakının, uğurlu cl'si 70'dir.
Rakı yalnız başına içilen bir içki değil, meze ile birlikte yavaş (sindire sindire) içilen bir içkidir.
Mide ve beyne belirli bir etki yaptıktan sonra insan keyiflenir ve güzel sohbetlere yönelir.
Yani hem anlatır hem dinler...
Böylece rakı sofrası en az iki kişinin katıldığı toplu bir eylem,
karşılıklı konuşmalara dayandığı için demokratik bir forum,
evrensel ve kişisel sorunların ortaya getirildiği, fikir alıp verilen,
insanın kendisi ile yüksek sesle düşünerek hesaplaştığı bir tür psikolojik grup terapisi olmaktadır.

Unutulmamalıdır ki rakı sofrası saygın bir cemiyettir...
Buraya katılan hem bu meclise kabul edildiği için saygı gören bir kişiliğe sahip demektir
hem de diğerlerine karşı aynı saygıyı göstermek zorundadır.
Herhangi bir marka rakı içilirken başka bir markayı övmemek önemlidir,
aksi yapıldığında, o an yudumlanan nimete hakarette bulunulmaktadır, yanlıştır.

En büyük mezesi muhabbettir.
Muhabbet konusu 'Bi' kız vardı, 5 yıl sevdim, yüzüme bile bakmadı' gibi duygusal ağırlıklı olabileceği gibi,
'Bu güneş niye hep doğudan doğuyor, batıdan batıyor?' gibi yarı-felsefi konular da olabilir.

Tam yağlı koyun peynirinin üzerine kırmızı toz biberle renklendirilmiş sarımsaklı zeytinyağı süslemesi...
Turşu gibi ekşi mezelerde yine rakının kendine has tatlı nefasetini(*nefis, güzel...) dengeler,
damarlarınızı büzer, anasonla dost olur...

- NEYMİŞ?
- RAKI İÇMEK SANATMIŞ...

Hadi yarasın..

28 Ağustos 2008 Perşembe

Trafik zabıtlarını sürücüler tutmaya başladı ya, işte size birkaç örnek...